Bu yazi, 3 yazi iceren Mars Mira günlükleri – Nevbahar yazi dizisinin 3. yazisidir.

Marş Mira nın üçüncü günü, gün ağarmadan kalktığımızda Hayriye ablanın bizim için kahve yaptığını gördük. Sabahları içtiğimiz kahve hemen ayılmamızda büyük etkendi doğrusu… Ayrıca Hayriye abla bize pita (börek) sarıp, yol azığı da yapmış. Allah’ım ne kadar samimi, ne kadar ince insanlardı onlar ve tanıştığımız bütün Boşnaklar…

Vahidalar’la birlikte yürüyüşe kestirmeden ulaştığımız dik yamaçlar öyle zorladı ki bizi o sabah daha ilk andan itibaren bugün bitmez diye geçti içimden ki öyle de oldu. Sanırım en zorlu gün 3. gündü. Git Allah git bitmiyordu bir türlü… Sağ olsun kaç km kaldı diye sorduğumuz her Boşnak anlaşmış gibi 4 km diyordu ve biz artık inanmaz olmuştuk onlara… Motive etmek için bu kadar da yapılmaz ki:) … Vahidalar bizi kestirmeden yürüyüş alayının önüne çıkardı çıkarmasına da canımızı da çıkardılar :). Allah onlardan razı olsun… Bu güzel duayı Bosna’da çok sık işittik ve biz de sık kullanmaya başladık. Ne güzel selamları, duaları var kardeşlerimizin…

Bu arada üç gün boyunca bizlere maden suyu, doğal su, vitaminli şeker, enerji bisküvisi, muz -elma gibi meyveler dağıttılar belirli noktalarda… Seyyar satıcılara da rastlamak mümkündü. Keşke sık sık geçici çöp kutuları da olsaydı geçtiğimiz yollarda, zira biz dahil insanlar maalesef alternatifleri olmadığı için ormana attı çöpleri ki orman kimyasal atıkları öğütemeyecek….

Organizasyonun ilk yardım ekibi de üç gün boyunca bizlerle sabırla yürüdü ve herkesin en ufak sorununda anında müdahale ettiler. İçlerinden biri olan Mirsat ağabey bizi her gördüğünde ‘Haydi haydi ’ diyordu… Bizi hep dinlenirken görüyordu çünkü… Mirsat ağabeyi her gördüğümüzde Ramiz ağabeyi gördüğümüz kadar seviniyorduk nedense. Ne kadar içten ve samimi idi sağ olsun…

Üçüncü gün hep arkada kaldığımızdan ufak bir kız çocuğu ile babasına sıkça rastladık. Canım benim üç gün boyunca gık demeden sakin sakin yürüyen o kız çocuğunun yüzü gözümün önünden hiç gitmiyor. Öylesine değerli idi ki yaptığı şey… Çocuğunu barışa dair bilinçli yetiştiren babasını da kutluyorum. Benim çocuğum olsa kesinlikle ben de bu bilinçte ve bu çaba ile yetiştirirdim. O kız çocuğundan başka birçok çocuk da hiç “of” demeden Marş Mira boyunca bizlerle yürüdü maşallah. Ben de hepsinin yanından geçerken tebriklerimi sundum onlara…

Yine üçüncü gündü sanırım bir Boşnak arkadaş Elmira bize Barış Manço’nun Gülpembe’sini Türkçe seslendirerek unutamayacağım anıların arasında yerini aldı… Barış Manço’nun ne büyük bir değer olduğunu Bosna da bir kez daha anladım…

Üçüncü günün son saatlerinde tanıştığımız Safer’e “savaşta Bosna’da mıydın” diye sorduğumuzda ‘Anne -babam beni ülkeden çıkarttı, değildim fakat ailemden 75 kişi şehitlikte şu an’ dedi… Safer’in son çikolatasını bizimle paylaşışını da unutmayacağım… Paylaşırken zorlandığım tek şeyin çikolatam olduğu düşünülürse bu bana güzel bir ders oldu. Allah ondan razı olsun…

Üçüncü gün Potaçari’ye ulaştığımızda arkamızda kimse kalmamıştı. Evet, biz yürüyüşü sonuncu olarak tamamladık :) . Bu durumu organize ekibinden arkadaşların yollardaki işaretleri topladığını gördüğümüzde anladık… Varsın olsun tamamladık ya ne diyelim… Gerçi o esnada Rukiş ile Yaprak’a tez canlı biri olarak epey söylenmedim değil “sürekli dinlendiniz, çok yavaşsınız” diye … Velhasıl Potaçari’ye vardığımızda sağımızda bizi bekleyen şehitliği gördüğümüzde onların bizi karşıladığını düşünüp hayatımın en anlamlı yürüyüşünü yapmayı bana nasip eden Allah’a şükrettim. Şu an o şehitlikte 8327 kişi mezarlarına kavuşmuş durumda. İnşallah kayıpları olanlar da en azından sevdiklerinin mezarlarını bilir bundan sonra. Hala aramalar ve bulunan kemiklerden yapılan DNA testi ile kimlik tanımlamaları yapılmaya devam ediyor…

Potaçari’de bizleri karşılamaya gelen Bosnalı kardeşlerimizin ilgisi de unutmayacağım hatıralar arasında idi… Öyle coşkulu ve sevinçli idiler ki. Bizlere sarılışları, bizlere teşekkür edişleri, evlerine davet edişleri, her an hafızamda canlı tutmaya çalışacağım karelerdi.

O akşam bizden sonra motorsikletleri ve bisikletleri ile dünyanın her tarafından Srebrenitsa’ya ulaşan aktivistleri karşıladık coşku ve minnetle… Türkiye’den 4 kardeşim de gelmiş her yıl olduğu gibi bu yıl da bisikletleri ile.

Orada Ramiz amca bizi karşılamaya gelen Boşnak aile Fuat ağabey ve Azemina ablaya emanet etti bizi. O akşam Beykoz Belediyesi şehitlikte iftar yemeği veriyordu ki muhtemelen Fuat ağabeyler de o iftara katılacaktı fakat bizi misafir etmek için katılamadılar. Azemina ablanın hemen evlerine götürüp sofra kuruşunu, iftarını geç açışını unutmayacağım… Sanırım o ev Fuat ağabeyin 90 yaşındaki annesinin evi idi ve cenaze merasimleri için tüm akrabaları o evdeydi o akşam. Hatta yine o evde kalan Senai ağabeyin muhtemelen teyzenin oğlu idi 90 yaşındaki teyze için Atatürk’le akran demesi çok hoşuma gitti… Onlar çok kalabalıktı ve buna rağmen bizleri misafir etmek isteyişleri bizleri hayrete düşürdü.

O akşam Yaprak ile Rukiş yorgunluktan erkenden yatmış ve ben oradaki 6 teyze ile baş başa kalmıştım. Hiçbir kelime bilmememe rağmen saatlerce onlarla kahve içip sohbet edişime hala hayret ediyorum. Yakınlığını unutamayacağım Fadila teyze bir ara çantasından güzeller güzeli kızının resmini alıp gösterdi ki resim şehit kartında idi… O an ne diyeceğimi bilemedim ‘Allah Cennette kavuştura’ dan başka… O akşam onlara Bosna savaşında çocuk olduğumu, çok dua ettiğimi, şimdi barış olduğunu, şükrettiğimi ve Bosnalı kardeşlerimi çok sevdiğimi anlatmaya çalıştım ki sanırım anladılar.

Marş Mira nın 3. ve son gününü de heyecanla, hüzünle, sevgiyle, mutlulukla, kardeşlikle bitirdik Hamdolsun…

Yazi Dizisi<< Kİşisel Deneyimim :Marş Mira 2014 (2. Gün)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Web sitesi