Bu yazi, 3 yazi iceren Mars Mira günlükleri – Nevbahar yazi dizisinin 1. yazisidir.

Sabah 04:30’da ev sahibimiz Nejat, aracı ile götürdü bizi Marş Mira’nın başlangıç noktasına… Saraybosna’dan Nezuk yolu yaklaşık 4 saat sürüyor… Bosnalı kardeşlerimizin yardımseverliklerine ilk tanıklığımız vardığımız anda oldu. Bir Boşnak evini katılımcıların lavabo-tuvalet ihtiyaçları için açmıştı; içinde uyku tulumlarımızın ,yiyeceklerimizin ve yedek kıyafetlerimizin olduğu ağır çantalarımızı ise Bosnalı kardeş Emir, hemen araçlarına almış akşam kamp alanına getirileceğini söylemişti. Bizde sadece günlük ihtiyaçlarımızın olduğu hafif sırt çantalarımız kalmıştı.

Başlangıç noktasında isimlerimizi kaydedip, Marş Mira katılım kartını verdiler bizlere. Bosna Hersek’in çiçeği burnunda Türk Büyükelçisi Cihad Bey bizleri uğurlamaya gelmişti. Aydın’dan Bahar abla, Çanakkale’den Hüseyin ağabey ile daha orada tanışıp kaynaştık ve bütün yürüyüş boyunca rastlaştığımız her yerde güzel sohbetler ettik. Yürüyüşe başlamadan evvel katliamın tanığı bir komutan ve başka konuşmacılar konuşmalar yaptı. Anlamıyordum konuşulanları ama anlatılanlar hazindi işte… Şehitlerimizin ruhuna Fatiha okuyarak saat 09.00 gibi yürüyüşe başlandı…

Yürüyüş esnasında geçtiğimiz köylerdeki sakinler kapılara çıkmış bizleri selamlıyor, bizlere kazanlarda pişirdikleri kahveleri ikram ediyordu. Gözlerinin içindeki gülücüğü görmenizi çok isterdim. Öyle gururlu ve mutluydular ki yürüdüğümüz için. Bu yürüyüş onlar için hala pamuk ipliğinde olan ilişkilerde bir gövde gösterisi niteliği taşıyordu aynı zamanda. “Biz varız, biz yalnız değiliz” mesajını veriyordu. Cidden hiç provoke edilmeden biten yürüyüşün ardından Sırplar taciz etmeye başlıyormuş onları ki bu Sırpların aslında korkak olduğunu ve zayıf zamanlarda saldırdığını da gösteriyor. Güçlü olmanın, birlik olmanın önemini anlıyor insan bunları öğrendiği zaman.

Marş Mira öncesinde danıştığım Ömer Çetres Bey, bana Türkiye’den gelen bir grubunun numarasını verdi, ihtiyaç duyarsanız size yardımcı olacaklar diye. Bu grup Bahattin Yıldız yürüyüş koluymuş meğerse. Gitmeden evvel Marş Mira’ya ilk katılan Türk Şehit Bahattin Yıldız ağabeyin olduğunu okumuştum. Onun vasiyeti üzerine her yıl onu sevenlerin Marş Mira’ya katılmayı ihmal etmediğini de… Yürüyüşün henüz ilk saatlerinde rastladım Bahattin Yıldız Yürüyüş Kolu’ndaki gençlere. Geçtiğimiz köylerdeki sakinlere yanlarında getirdikleri tülbent, takke ve tesbihleri hediye ediyorlardı. Gençlerin başları olan Aslan Ağabey , Fransa‘dan gelen 13 yaşındaki Bilal ve babası ile bol bol sohbet ettik yürürken. Bilal, bize ‘Sor Beni’ adlı şiiri okudu yolda. Çok bilinçli bir çocuk Bilal maşallah, anlama ve kavrama kabiliyetine hayran olduk ve biz onu çok sevdik.

İlk heyecan, hiç alışkın olmadığımız şekilde yanımızdan geçen herkesten aldığımız ‘Türkiye Es-selamun daluykum” selamı, geçtiğimiz köylerdeki sakinlerin sevgisi ve ilgisi ilk günün nasıl geçtiğini anlamamıza neden oldu. En kolay geçirdiğimiz gün kesinlikle ilk gündü. Bir köyden geçerken namaz kılmak için girdiğimiz evde bize hemen ikramlarda bulunmaları, birbirimizin dilini anlamadan sarılıp kaynaşmamız öyle değerliydi ki… Yaprak, kızı Damla’nın hafif oyuncaklarını almıştı gördüğümüz çocuklara hediye etmek için. Bir de hafif olduğu için tülbent almıştık yanımıza yine hediye etmek için. Ağır çantalarımızı araçlara verebileceğimizden daha önce emin olsak fazlasını da alırdık. Bize kahve ikramında bulunan ve evlerinde misafir eden teyzelerimize hatıra sunmak çok hoşumuza gitti doğrusu. Çocuklara yanımızdaki bisküvilerden ve balonlardan da verip kardeşliğimizi hediyelerle pekiştirmiş olduk böylece.

İlk gün vardığımız kamp alanında Bahattin Yıldız Yürüyüş Kolu’nu bekleyen ev sahipleri vardı. Savaş gazisi Muharrem ağabeyi, Bosna’nın eski Pakistan Büyükelçisi Abdullah ağabeyi bu vesile ile tanıdık… Kendileri üç kuzu çevirerek köylerinde misafir etmek için Aslan ağabey ve grubunu karşılamaya gelmişti. Bizi de bırakmadılar sağ olsunlar ve hep birlikte kamp alanına yakın olan köylerine gittik. Muharrem ağabeyinin kızı Naida ve bulunduğumuz evin sahibinin kızı Ayla bize eşlik etti orada. TRT de gazi ile çekim için oradaydı ve bahçede Türk gençlerinin okuduğu Bosna Marşını, şehit marşını dinlemek çok güzeldi.

O gece sel felaketinin yaşandığı bölgelere gitmek için Bahattin Yıldız yürüyüş yolundakiler Marş Mira’dan ayrıldılar. Bizleri ise Gazi Muharrem ağabey evine misafir etti. Muharrem ağabeyin 7 çocuğu var. Kendisi gözünün birini savaşta kaybetmiş ve takma göz ile yaşamını sürdürmekte. Evi maalesef savaşta atılan bombalı hali ile durmakta… Köylerin hepsi bombalanmış ve 19 yıl geçtiği için aradan çoğu yeni ev… Fakat işte bazıları yenileyememiş ki Muharrem ağabeyin evi onlardandı. Eşi bize ikramlarda bulundu, duş almamızı sağladı, bize uyumamız için bir oda verdiler sağ olsunlar… O gün anladım ki misafirperver olmak için asla ama asla varlığa ihtiyaç yok. Gönlünü bölüşünce ekmek çoğalıyordu. Muharrem ağabeyin eşi ile o akşam köyün camisinde teravih namazı da kıldık. Camii avlusunda savaşta bombalanan minareyi görmek canımızı yaksa da cemaatin sıcaklığı tüm yorgunluğumuzu aldı. Muharrem ağabeyin eşinin bizleri cemaate ‘Türk’ diye tanıştırdığını gördüğümde bir kez daha anladım ki gurur vesilesi idik onlar için. Yolculuğumuz boyunca kim kime emanet ederse bizi Türk bunlar diye emanet etti durdu. Kendini dünya insanı olarak gören benim için Türklük bambaşka bir duyguydu Bosna’da. Elbette üstünlük anlamında değil kardeşlik anlamında…

Hamdolsun…

Çok güvendiğim İHH ( İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı) Bosna’da ve Marş Mira’da gösterilen ilginin sebebini döndüğümde öğrendim ki İHH Bosna savaşı sırasında Bosna’ya yardım amacı ile kurulmuş bir vakıfmış… Niyet hayır olunca akıbet de hayır oluyor. Şimdi o vakıf dünyanın dört bir köşesinde mazlum ve mağdurlara yardım ediyor… Hamdolsun. Bahattin ağabeyin ilk yürüyüşünde tanıştığı Ramiz ağabey o günden sonra İHH’lı ve Türk dostlarını hiç yalnız bırakmamış biz de şahit olduk ki bu yürüyüşte yine yanı başlarındaydı ve Aslan ağabeyin ‘Bizim kızlarımız’ diye emanet ettiği bizleri de 3 gün süreyle hiç yalnız bırakmadı Ramiz ağabey… Dilini anlamasak da onu gördüğümüzde yaşadığımız sevinç ve emniyet hissi çok başkaydı.

Bu arada Bosnalı kardeşlerimizin ilgi gösterdiği bir şey var ki onu da yazmadan edemeyeceğim Muhteşem Yüzyıl dizisi ve Sultan Süleyman… Yine istisnasız yanlarından geçtiğimiz herkes bize Sultan Süleyman’dan, Hürrem’den bahsetti durdu. Orada Türk dizileri de çok izleniyor ve seviliyor. Bu ilgi karşısında çok şaşırdım ve bu dizinin ekibine özellikle ulaşıp “sizi bu kadar seven insanları ziyaret etmelisiniz, Marş Mira’da yürümelisiniz” demek istiyorum…

Marş Mira’nın ilk gününü heyecanla, hüzünle, sevgiyle, mutlulukla, kardeşlikle bitirdik Hamdolsun

Yazi DizisiKİşisel Deneyimim :Marş Mira 2014 (2. Gün) >>

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Web sitesi