Esselamu aleyküm Turska!

Hayatımın en değerli yolculuklarından olan Mekke ve Medine ile Bitlis seyahatimden sonraki 3. anlamlı yolculuğumdu Bosna’ya yaptığım seyahat… Bu seyahati değerli kılanlar kuşkusuz 3 gün süren Marş Mira barış yürüyüşüydü… Ve elbette 4. gün katıldığım Potaçari’deki cenaze törenleriydi.

Yıllar evvel yazdığım bir yazıda savaşa ilk tanıklığım olan Bosna’yı ve Srebrenitsa katliamını unutmadığımı yazmıştım… Okumanızı isterim öncelikle.

http://nevbahar01.blogcu.com/unutmadim/3798117

Marş Smrti –Ölüm yürüyüşünden, Marş Mira –Barış yürüyüşüne…

Srebrenitza katliamından kaçan 13 bin kişinin güvenli bölge Nezuk a ulaşmaya çabaladıkları yol Sırpların katliamı ile açık hava mezarlığına dönüşmüş, sadece 3 bin kişi sağ olarak ulaşabilmiştir Tuzla Nezuk’a.

İşte o yolda 10 yıldır tam ters istikametten Nezuk’dan başlayarak 3 günlük bir zamanda 120 km kat edilerek Marş Mira – Barış Yürüyüşü adı altında bir etkinlik yapılıyormuş. Biz bu yürüyüşten Bosna’ya seyahat etmeye niyetlendiğimizde haberdar olduk maalesef. Marş Mira nedir diye merak edip araştırdığımda okuduğum ilk yazı ise Vedat Atasoy’un yazısı oldu. Yazıma devam etmeden özellikle yine bu yazıyı da okumanızı rica ediyorum…

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/vedat_atasoy/bir_katliamin_bakiyesi_srebrenitsa-1141685

Bizler Marş Mira’ya dair pek bir şey bilmiyorduk aslında. Araştırdığımızda çok fazla yazıya da rastlamamıştık. Heyecanlıydık, endişeliydik hem de taaa Türkiye’den beri, aylardır… Rukiye, Yaprak ve ben yürümeye alışkın değildik. Dayanabilir miyiz, ya yarı yolda kalırsak diye korkmuyor değildik. Yanımıza kas gevşetici, ağrı kesici ve kramp önlesin diye magnezyum aldık bol bol… Gitmeden trekking, tırmanış ve dağcılıkta kullanılan outdoor denilen sağlam ayakkabılardan almıştık. Ayrıca iyisi ağır olduğu için basit birer uyku tulumu almıştık. Akşam kamp alanlarında çadırda kalınacağını okumuştuk; hatta Yaprak bir de çadır almıştı fakat çok ağır olacağını fark edip biz bayanız herhalde açıkta bırakmazlar diye düşünüp çadırı götürmekten vazgeçmiştik. Kaldı ki çadırda kalmak nasip olmadı hiç bize… İyi bir güneş önleyici krem aldık ayrıca, Temmuz ayına (8-11 Temmuz) denk geldiği için bu yürüyüş.. Yürüyüş esnasında gördüğümüz profesyonel yürüyüş sopaları olan kardeşlerimizin verdiği ilhamla Rukiş’in bulduğu, pahalı sopaları aratmayan ağaç dallarından sopalarımız oldu bizim de. Ben sanırım bedava diye sık sık kaybettim sopamı:) ; ama sağ olsun Rukiş hemencecik yenisini buldu.. Bu sopalar dağ tırmanırken, taşlı yollarda yürürken çok destekleyici oldu bizlere . Potaçari’ye gelinceye kadar bırakmadık hiç birimiz yol arkadaşımız olan sopalarımızı..

Şimdi düşünüyorum da cidden cesaretimize şaşıyorum. Hiçbir şey bilmiyorduk, hiç kimseyi tanımıyorduk, tehlike var mı yok mu bilmiyorduk ki Sırp köylerinden ve mayınlı yollardan da geçtik yürüyüş esnasında. Mayınlı olduğu söylenen yerler güvenlik şeridi ile kapatılmıştı, tehlike arz etmiyordu gerçi. Biz sırf barışa dair bir şey yapmak için, savaşa karşı tepkimizi göstermek için, savaşta yanlarında olamadığımız kardeşlerimize eşlik etmek için bir yürüyüşe katılıyorduk… Sanırım bu güzel niyetimizden dolayı hayatımın en anlamlı yolculuğu dediğim, daha önce haberdar olmayışımdan ve katılmayışımdan hayıflandığım, bundan sonra herkesin katılması için çabalayacağım ve asla unutmayacağım Marş Mira yolculuğunu unutulmaz anılarla bitirmemizi nasip etti Allah…

Hamdolsun…

Bizler Marş Mira yolculuğunda gurur, sevinç, hüzün, eziklik, kardeşlik, utanç, sevgi duygularının hepsini fazlasıyla tattık.

Bosnalı kardeşlerimizin Türkiye ye ve Türklere olan sevgisini gördüğümüzde onlara karşı pek bir şey yapamamanın ezikliğini yaşadık.

Ellerinde Türk Bayrakları, üzerlerinde Türk bayraklı tişörtleri olan Bosnalı kardeşlerimizi gördüğümüzde gurur yaşadık…

Toplu mezarların önlerinden geçtiğimizde ve daha birçok savaş anısını şahitlerinden dinlediğimizde hüzün yaşadık…

Türkçe ‘Biz kardeşiz’ diyerek bize ‘Merhaba Türkiye’ diye selam veren Bosnalılar sayesinde kardeşliği yaşadık…

Ve öyle anlamlı, unutulmaz duygular yaşadık ki nasıl anlatacağımı kestiremiyorum doğrusu.

Marş Mira da yaşadıklarımla ben aslında savaşı asla unutmayacağım…

Marş Mira da yaşadıklarımla ben, Bosnalı kardeşlerimi asla unutmayacağım…

Marş Mira’da yaşadıklarımla ben hiç yaşamadığım savaşı daha bir anlamlandırdım ve barışta değil savaşta yanlarında olmak için bundan sonra kim olursa olsun herkes için elimden geleni yapacağım…

Ben sizlerin de Avrupa’nın göbeğindeki, Osmanlı’nın ve Bilge Kral Aliya’nın mirası olan kardeşlerimizi asla unutmamanızı, onları Marş Mira’da ve her daim yalnız bırakmamanızı istiyorum. Şunu kesinlikle söyleyebilirim; her Türk mutlaka Bosna’ya gitmeli… Bir belgesel izlemiştim Miladiç, Srebrenitsa’ya girerken ‘Türkler’den intikamımızı almaya geldik’ diyordu… O an anladım ki aslında öldürdükleri biziz… .Biz güçlü olmasak bizi de öldürecektiler. Ama savunmasız olanı vurdu zalimler… Yine geldikten sonra okudum Aliya ölmeden bir gün evvel yoğun bakımda kendisini ziyaret eden Erdoğan’a yani Türklere emanet etmiş topraklarını. Türkiye’nin ağzına bakıyorlar her an onlar. Cenaze törenleri için burada yapılan açıklamaları konuşuyorlar gururla. Marş Mira ya katılan ve izlenimlerini yazan Merve Karaytu şöyle demişti: ‘Türklerden başka dostları yok’… Aslında ben yürüyüşe katılan gençlerin bilincini ve ülkelerini ne kadar çok sevdiğini görüp tek başına bir millet ve ülke olan Bosna nın yaşadıkları acıların tecrübeleri ile çok daha bilinçli olduklarına eminim , dili ,dini, ırkı ne olursa olsun dünyada iyi insanların varlığından da… Ama dedim ya kendimiz için onları yalnız bırakmamalıyız. Ben hayatımda hiçbir yerde görmediğim ilgi ve sevgiyi orada yaşadığımı rahatlıkla söyleyebilirim.

Orada yaşadıklarım ve gördüklerimle bundan sonra hem Balkanlara, hem de bütün savaş bölgelerine gidip acılara ortak olmak ve sadece izlemekle yetinmenin ağırlığı ile ezilen ruhumu kardeşliğin verdiği anlamla iyileştirmek istiyorum…

Evet, çok zorlu bir yürüyüştü Marş Mira yürüyüşü. Taşlı, bataklıklı, inişli, çıkışlı, dağ yollarından geçtiğimiz için de ‘Bence 250 km” dedim durdum katettiğimiz mesafe için. Fakat bir an bile pişmanlık duymadım ve her yıl katılmak için planlar yaptım yürüyüş esnasında bile…

Barış zamanında, barış için yürüdüğümüz yollarda savaş zamanı korku, endişe, açlık, susuzluk ve daha bir sürü korkunç durumda, can havli ile yürüyen kardeşlerimizi düşünerek, bir daha savaşların yaşanmaması için dua ederek tamamladık biz Marş Mira’yı…

Not: Devamı sonraki yazılarımda.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Web sitesi