1992 yılında başlayan Bosna Savaşı’nda, Sırplar çoğunlukla müslümanların yaşadığı Doğu Bosna’da büyük oranda etnik temizlik yapmışlardı. Bosna’nın en doğusunda, Sırbistan sınırında yer alan Srebrenitsa ise direnişine devam ediyor, Bosna Sırplarının Belgrat’la aralarındaki engellerden birini oluşturuyordu. Binlerce insan savaştan önce 10 bin kişilik nüfusunun 8 bini müslüman olan Srebrenitsa’ya sığınmış, böylece kasabanın nüfusu 60 bine yükselmişti. Birleşmiş Milletler 16 Nisan 1993 yılındaki olağanüstü toplantının ardından aralarında Srebrenitsa’nın da bulunduğu 6 bölgeyi “Güvenli Bölge” ilan etti. Bu karardan sonra Srebrenitsaya konuşlanan Hollandalı Birlik, oluşturulan sözde güvencelerden sonra katliama giden yolu açacak olan ve Sırpların işlerini kolaylaştıracak tutarsız kararlarını hemen uygulamaya başladı. Buna göre Güvenli Bölge kavramı gereği Boşnakların ellerinde bulunan silahlarını Barış Gücü’ne teslim etmesi gerekiyordu. Oysa Sırplara hiçbir ciddi yaptırım uygulanmazken Boşnakların savunması kırılıyor, Sırplar için hazır hedefler haline getiriliyordu. Sırplar bu “Güvenli Bölgelere” saldırdıklarında Barış Gücü olayları sadece seyretmekle yetinecekti.

Bundan sonraki süreçte gündeme gelen hava operasyonu yapılması düşüncesi bir türlü hayata geçirilemedi. Bunun en büyük sebebi, Bosna’daki Barış Gücü’nün Komutanı Fransız General Bernard Janvier’in karşı çıkmasıydı. Bu tartışmalar yaşanırken General Mladiç komutasındaki Sırplar 6 Temmuz 1995 sabahı Srebrenitsa’nın etrafındaki çemberi iyice daraltarak, tank ve top ateşiyle ağır bir bombardımana başladılar. 10 Temmuz’da Sırplar ikinci bir saldırı başlattı. Bunun özerine BM Hollandalı Birlik Komutanı Albay Tom Karremans NATO’dan hava desteği talep etti. Janvier buna da karşı çıkarak hava saldırısına gerek olmadığını söyledi. NATO uçakları Srebrenitsa üzerinde ikaz mahiyetinde bir kaç saat uçtuktan sonra hiçbir şey yapmadan geri döndüler.

Nihayet 11 Temmuz’da Srebrenitsa üzerinde uçan iki F16 uçağı, bir Sırp zırhlı personel taşıyıcısını vurdu ve bir tanka isabetsiz atış yaptı. BM bununla yetinmeye karar verdi. Böylece Srebrenitsa savunmasız ve Sırp askerlerinin insafına terkedilmiş oluyordu. 11 Temmuz 1995, sıcak bir yaz sabahı, Ratko Mladiç, Holllanda askeri gücünün hiçbir direnişiyle karşılaşmadan büyük bir zafer kazanmış komutan edasıyla Srebrenitsa’ya girdi.  Silahlardan arındırılmış kenti ele geçirmek Sırplar hiç de zor olmamıştı.

Şehrin düştüğü akşam katliamlar devam ederken, New York da bulunan BM Barış Koruma Misyonu Şefi Kofi Annan’a durumu yazılı olarak bildiren BM Özel temsilcisi Akashi raporunda şu tuhaf ifadeye yer veriyordu: “Konvoy halinde ilerlemeye çalışan Boşnakların yakınlarında patlayan bazı patlayıcılar, grup içerisinde paniğe yol açıyor.” Oysa bu esnada insanlar dağlarda ve yollarda vahşi hayvanlar gibi kıtır kıtır doğranıyordu.

Felaket yalnızca Srebrenitsa’nın düşmesiyle kalmadı. Şehrin düşmesinden sonra yaklaşık 25.000 kişi büyük bir korku içinde Srebrenitsa yakınlarındaki Potoçari köyündeki BM Hollanda askeri kampına doğru kaçmaya başladılar. Bunlardan 6.000 kadarı kampa girmeyi başarırken geri kalanı ya kampın çevresinde toplandılar veya Tuzla’ya gitmek üzere dağlara kaçtılar.

Potoçari kampında ve çevresinde toplanan binlerce Boşnak korku içerisinde bekleşiyordu. Hollandalıların Srebrenitsa’yı hiç bir zorluk çıkarmadan teslim ettiğini gören Mladiç, Albay Karremans’la yaptığı bir toplantıda aşağılayıcı bir üslupla kampın içindeki ve etrafındaki Boşnakların bir an önce kendisine teslim edilmesini istiyor, aksi takdirde kampı bombalayacağı blöfünü yapıyordu. Mladiç, adil bir yargılamadan sonra savaş suçu işlemeyen erkeklerin serbest bırakılacağını, kadınlarla çocukları sağ salim Tuzla’ya ulaştıracaklarını söyledi. Sonunda korkulan oldu ve Hollandalılar, mültecileri, kampı büyük bir kuşatma altında tutan Sırplara teslim etmeye karar verdi. Bundan sonra kampta bulunan tüm Boşnaklar, Hollandalı BM askerleri tarafından silah zoruyla dışarı çıkmaya zorlandılar. Kendilerinin Sırplara teslim edildiğinde öldürüleceklerini söyleyen Boşnakların feryatlarına ve çığlıklarına aldırış etmeden onları zorla Sırpların ellerine teslim ettiler. Bu insanlara hiçbir şey yapmayacağını söyleyen Sırplar 11 Temmuz 1995 ile 17 Temmuz 1995 tarihleri arasında, kadınları ve çocukları ayırt ederek yaklaşık 8 binden fazla genç ve yetişkin erkeği katlettiler.

Amerikalı araştırmacı ve New York Times muhabiri David Rohde’nin Ekim 1995’te The Christian Science Monitor’de yazdığı makaleler ve 1997’de yayınladığında ona Pulitzer Ödülü kazandıracak olan, “Son-Oyun, Srebrenitsa’nın Düşüşü ve İhanet, II Dünya Savaşından Sonra Avrupa’da Yaşanan En Büyük Katliam” isimli kitap geniş yankı uyandırmış ve tüm dünyanın dikkatini Srebrenitsa’da yaşanan katliam üzerine çekmişti. Katliamın tüm vahşetiyle gözler önüne serildiği ve katliamdaki sorumluluklarından dolayı Birleşmiş Milletlerin ve Hollanda hükümetinin açıkça suçlandığı bu kitap sayesinde dünya kamuoyu katliamın gerçek boyutları ve uluslararası kuruluşların bu katliamdaki rolleri konusunda haberdar oldu.

İlk başlarda katliamdaki sorumluluğunu kabul etmeyen Hollanda hükümeti gerekli adımları atmaktan sürekli kaçındı ve olayı ört-bas etmeye çalıştı. Ancak bu olay zaman geçtikçe Hollanda’nın bir kabusu, milli bir travması haline gelmekten kurtulamadı. Bu konuyla ilgili kurulan bir Parlemento Araştırma Komisyonu’nun 27 Ocak 2003’te açıkladığı bir raporda katliamdan tamamen Hollanda Hükümeti sorumlu tutuluyor, sözde koruma altındaki bölge Sırplarca ele geçirildikten sonra Hollanda birlikleri etnik temizlikte işbirliği denilecek biçimde yardımcı olmakla suçlanıyordu.

16 Nisan 2003’te Hollanda Başbakanı Wim Kok, Srebrenitsa’da hayatını kaybeden ve kurtulanlar adına Hollanda’nın katliamdaki kütün sorumluluğunu kabul ettiklerini  belirterek hükümetin istifa ettiğini söyledi.
BM ise bu konuda uzun süre suskunluğunu korudu. Katliamdan ancak 4 yıl sonra Kasım 1999’da 155 sayfalık bir rapor, yayınlayan BM, kendisine ağır eleştiriler yöneltmekte “hata, yanlış karar ve bize karşı duran şeytanı tanımadaki yeteneksizlikten dolayı Srebrenitsa halkının Sırp katillerin katliamından korunamadığı” itirafı yapılıyordu. Daha sonraları ortaya çıkan birçok BM belgesi, Srebrenitsa’da katliam devam ederken, Miloşeviç ve BM üst düzey yöneticilerinin sık sık bir araya gelerek görüştüklerini ortaya çıkarmıştır. Srebrenitsa’da kadınların ırzına geçilip, erkekler parça parça doğranırken bu insanlar çeşitli ortamlarda bir araya gelerek kendi askerlerinin ve malzemelerinin güvenliği konusunda karşılıklı bir anlaşmaya varmaya çalışıyorlardı. Ancak bunlara rağmen hiçbir BM elemanı suçlu bulunup herhangi bir cezaya çarptırılmadı.

Eski Yugoslavya için Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi 2001 yılında ilk kez Bosnalı Sırpların “soykırım” suçu işlediğini resmen kabul ederek, katliamdan sorumlu komutanlardan birisi olan Sırp General Radislav Krstiç’i 46 yıl hapse mahkûm etti. Temyize giden davanın sonucunda Krstiç 2004 yılında soykırım suçundan 35 yıla mahkum edildi. Böylece ilk kez bir sanık İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ”soykırım” işlemek suçundan mahkum oldu ve uluslararası mahkeme Srebrenitsa katliamı için ‘soykırım’ nitelendirmesini teyit etmiş oldu.  Mahkeme ayrıca 2005 yılında, soykırıma yardım etmek suçundan, komutanlar Vidoce Blagoceviç’i 18 yıl, Dragan Cokiç’i de 9 yıl hapis cezasına çarptırdı.
Yaşanan katliamların arkasındaki isim olan ve başından itibaren tüm Bosna savaşı yönlendiren ve 1 Nisan 2001 tarihinde Sırp Hükümeti tarafından tutuklanıp mahkemeye teslim edilen Miloşeviç, BM Güvenlik Konseyi’ne bağlı olarak faaliyet göstermek üzere Lahey’de kurulan Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi’ne sevk edildi. Yargılanma süreci 30 Ocak 2002’de başladı. 11.3.2006 tarihinde eğer kalp krizi geçirip ölmeseydi soykırım boyutlarına ulaşan savaş suçlarından sorumlu olan Miloşeviç’in ömür boyu hapis cezasına çarptırılması bekleniyordu.

Katliam sürecinin baş aktörü olan Ratko Mladiç savaş sırasında Boşnak halkına karşı işlediği soykırım ve savaş suçlarından dolayı Lahey’deki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından 16 yıldır tutuklama istemiyle aranmaktaydı ve 26 Mayıs 2011 günü Sırp istihbaratı tarafından yakalandı. 31 Mayıs 2011 tarihinde de Lahey savaş suçları mahkemesine gönderildi. Sırbistan’da olduğuna dair ciddi belgeler olmasına rağmen Hükümet tarafından bu durum reddedilmiştir. Fakat 2009’da Mladiç’in bir düğünde çekilen fotoğraflarının basına yansıması ile hükümet zor duruma girmiştir. Bu durum akabinde Sırp Hükümeti, BM, Amerika ve AB üyesi ülkeler, Bosna Hersek devlet yetkilileri tarafından suçlamıştır. Mladiç 26 Mayıs 2011 günü Sırp istihbaratı tarafından yakalanmıştır ve mahkemesi halen devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Web sitesi