Aliya İzzetbegoviç

Aliya İzzetbegoviç, Bosna-Hersek’in XX. yüzyıldaki en önemli siyasi ve entelektüel figürlerinden biri olarak kabul edilir. 8 Ağustos 1925’te Bosanski Šamac’ta dünyaya geldi. Çocukluk ve gençlik yılları, Yugoslavya Krallığı’nın son dönemine, II. Dünya Savaşı’na ve ardından kurulan sosyalist Yugoslavya’nın ilk yıllarına denk geldi.

Onun hayatı yalnızca bir devlet adamının siyasi kariyerinden ibaret değildi. Aliya; hukukçu, düşünür, yazar ve siyasetçi kimliklerini aynı hayat içerisinde taşıdı. Özellikle İslam, ahlak, özgürlük, insanın sorumluluğu, Doğu ve Batı arasındaki ilişkiler üzerine yazılarıyla Bosna-Hersek’teki Müslüman toplumun entelektüel hayatında etkili oldu.

Ancak Aliya İzzetbegoviç’in tarihsel önemini belirleyen en büyük dönem, 1990’larda Yugoslavya’nın dağılmasıyla başladı. Bosna-Hersek’in bağımsızlık sürecinde siyasi liderlik üstlendi, 1992–1995 Bosna Savaşı boyunca ülkenin uluslararası alandaki en önemli siyasi temsilcilerinden biri oldu ve savaşın ardından Dayton Barış Anlaşması’nın imzalanmasında Bosna-Hersek adına yer aldı.

 

GENÇLİK YILLARI VE YUGOSLAVYA DÖNEMİ

Aliya İzzetbegoviç’in gençliği, Balkanlar’ın büyük siyasi ve toplumsal dönüşümler yaşadığı bir döneme rastladı. II. Dünya Savaşı sırasında Yugoslavya işgal edildi ve bölgede farklı siyasi ve silahlı hareketler ortaya çıktı. Savaş sonrasında Josip Broz Tito liderliğinde sosyalist Yugoslavya kuruldu.

Yeni rejim, siyasi ve toplumsal hayatı büyük ölçüde yeniden şekillendirirken dinî hareketler üzerindeki denetimi de artırdı. Aliya İzzetbegoviç bu dönemde İslam, toplum ve siyaset üzerine düşünceler geliştirmeye başladı.

1940’lı yıllarda Müslüman gençlerin oluşturduğu bazı çevrelerle bağlantısı nedeniyle Yugoslavya makamlarının dikkatini çekti. 1946’da tutuklandı ve üç yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapisten çıktıktan sonra eğitimine devam etti ve Saraybosna Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. 1956’da hukuk fakültesinden mezun oldu. Daha sonraki yıllarda hukuk alanında çalıştı ve aynı zamanda düşünsel çalışmalarını sürdürdü.

 

İSLAMİ DEKLARASYON VE DÜŞÜNCE DÜNYASI

Aliya İzzetbegoviç’in siyasi ve entelektüel kimliğinin şekillenmesinde 1970 yılında yayımladığı İslami Deklarasyon önemli bir yere sahip oldu.

Eser, İslam’ın modern dünyadaki yeri, Müslüman toplumların siyasi ve kültürel sorunları ve İslam ile modernleşme arasındaki ilişki üzerine görüşler içeriyordu.

Kitap, Yugoslavya’da farklı biçimlerde yorumlandı. Destekleyenleri, eserin Müslümanların kültürel ve ahlaki kimliğini koruma çabası olduğunu savunurken, eleştirenleri ise bazı ifadelerin İslami bir siyasi düzen fikrine işaret ettiğini ileri sürdü. Bu tartışmalar, Aliya’nın siyasi hayatı boyunca da devam etti.

Aliya’nın düşünce dünyası yalnızca siyasal İslam tartışmalarıyla sınırlı değildi. Daha sonraki eserlerinde insan, özgürlük, ahlak, medeniyet ve Doğu-Batı ilişkileri üzerine görüşlerini geliştirdi.

1980 yılında yayımlanan Doğu ve Batı Arasında İslam adlı eseri, onun düşünsel mirasının en önemli çalışmalarından biri hâline geldi. Kitapta modern dünyanın iki büyük medeniyet alanı olarak gördüğü Doğu ve Batı arasındaki ilişkileri, insanın maddi ve manevi yönleri üzerinden değerlendirdi.

 

1983 DAVASI VE HAPİS YILLARI

Aliya İzzetbegoviç’in hayatındaki en önemli kırılma noktalarından biri 1983 yılında yaşandı.

Yugoslavya makamları tarafından İslami ve milliyetçi faaliyetlerle bağlantılı suçlamalarla yargılandı. Saraybosna’daki dava, daha sonra “Saraybosna Süreci” olarak anıldı.

Aliya, 1983 yılında 14 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. Dava ve verilen ceza, Yugoslavya’daki insan hakları ve siyasi özgürlükler tartışmalarının önemli başlıklarından biri oldu.

Yaklaşık beş yıl sekiz ay cezaevinde kaldıktan sonra Kasım 1988’de serbest bırakıldı. Hapisten çıkması, Yugoslavya’nın siyasi sisteminin de önemli bir dönüşüm sürecine girdiği döneme denk geldi.

Aliya’nın hapishane yılları, onun siyasi kimliğinin oluşumunda belirleyici bir dönem oldu. Daha sonraki yıllarda siyasi mücadelesini yalnızca Boşnakların kimliği üzerinden değil, Bosna-Hersek’in siyasi geleceği ve çok uluslu yapısının korunması üzerinden de şekillendirdi.

 

DEMOKRATİK EYLEM PARTİSİ VE SİYASETE GİRİŞ

1980’lerin sonlarında sosyalist sistemin çözülmeye başlamasıyla Yugoslavya’da siyasi hayat hızla değişti.

Komünist Parti’nin tek parti hâkimiyetinin zayıflaması ve çok partili siyasete geçiş sürecinin başlaması, Bosna-Hersek’te de yeni siyasi hareketlerin ortaya çıkmasına yol açtı.

Aliya İzzetbegoviç, 1990 yılında Stranka demokratske akcije – Demokratik Eylem Partisi (SDA) adlı siyasi partinin kuruluşunda öncü rol üstlendi.

SDA, özellikle Bosna-Hersek’teki Müslüman nüfusun siyasi temsilinde önemli bir güç hâline geldi. Ancak Bosna-Hersek’in siyasi yapısı yalnızca Boşnaklardan oluşmuyordu. Ülkede Sırplar ve Hırvatlar başta olmak üzere farklı etnik ve siyasi topluluklar bulunuyordu.

1990 seçimlerinde SDA önemli bir başarı elde etti ve Aliya İzzetbegoviç, Bosna-Hersek’in kolektif Devlet Başkanlığına seçilen isimlerden biri oldu.

Aralık 1990’da Devlet Başkanlığı tarafından başkan olarak görevlendirildi. Yugoslavya’nın dağılma süreci hızlandıkça Aliya artık yalnızca bir siyasi parti lideri değil, Bosna-Hersek’in geleceğine ilişkin kararların merkezindeki devlet adamlarından biri hâline geldi.

 

BOSNA-HERSEK’İN BAĞIMSIZLIĞI

1991 yılında Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlıklarını ilan etmesiyle Yugoslavya’nın çözülme süreci hızlandı.

Bosna-Hersek’te ise durum çok daha karmaşıktı.

Cumhuriyetin nüfusu Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlardan oluşuyordu. Ülkenin siyasi geleceği konusunda üç toplum içerisinde farklı görüşler bulunuyordu.

Aliya İzzetbegoviç, Bosna-Hersek’in Yugoslavya içerisindeki bağımsız bir siyasi varlık olarak kalmasını veya bağımsız bir devlet olmasını savunan çizginin en önemli siyasi figürü hâline geldi.

29 Şubat ve 1 Mart 1992’de Bosna-Hersek’in bağımsızlığı konusunda referandum yapıldı. Bosnalı Sırpların büyük bölümünün boykot ettiği referandumda oy kullananların ezici çoğunluğu bağımsızlık yönünde tercih yaptı.

Bosna-Hersek 3 Mart 1992’de bağımsızlığını ilan etti.

Ancak bağımsızlık ilanı ülkeye barış getirmedi. Aksine, Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte zaten yükselmiş olan siyasi ve etnik gerilim kısa süre içerisinde savaşa dönüştü.

 

SAVAŞIN BAŞINDA ALİYA

1992 yılında Bosna-Hersek’te savaş başladığında Aliya İzzetbegoviç, uluslararası alanda Bosna-Hersek devletinin en önemli siyasi temsilcisi durumundaydı.

Bosna-Hersek’in bağımsızlığını tanıyan devletlerin sayısı artarken ülke içinde savaş giderek genişledi.

Saraybosna kuşatıldı.

Ülkenin birçok bölgesinde şehirler ve köyler saldırılara maruz kaldı. Milyonlarca insan savaşın doğrudan veya dolaylı sonuçlarından etkilendi; yüz binlerce insan evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Aliya İzzetbegoviç bu dönemde uluslararası toplumdan Bosna-Hersek’e yönelik daha güçlü bir müdahale ve sivillerin korunması talebinde bulundu.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne yaptığı çeşitli açıklamalarda savaşın durdurulması, sivillerin korunması ve Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğünün savunulması gerektiğini dile getirdi.

1995 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada da savaşın sona ermesi gerektiğini, Bosna-Hersek’in siyasi ve etnik çoğulculuğa dayalı bir toplum kurmak istediğini belirtti.

 

SARAYBOSNA KUŞATMASI

Aliya İzzetbegoviç’in siyasi hayatı, Saraybosna’nın yaklaşık dört yıl süren kuşatmasıyla da özdeşleşti.

1992’den 1995’e kadar süren kuşatma sırasında Saraybosna ağır saldırılara maruz kaldı. Siviller yaşamını kaybetti, şehir altyapısı büyük zarar gördü ve halk uzun süre temel ihtiyaçlara erişim konusunda büyük zorluklar yaşadı.

Aliya, savaşın önemli bölümünü kuşatma altındaki Saraybosna’da geçirdi.

Bu dönemde Bosna-Hersek hükümetinin temel hedeflerinden biri, ülkenin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumaktı.

Aliya’nın savaş yıllarındaki siyasi söyleminin önemli unsurlarından biri de Bosna-Hersek’in yalnızca bir Boşnak devleti olarak değil, Boşnakların, Sırpların, Hırvatların ve diğer vatandaşların birlikte yaşayabileceği bir devlet olarak varlığını sürdürmesi gerektiği fikriydi.

SREBRENICA VE 1995

1995 yılı Bosna Savaşı’nın en ağır dönemlerinden biri oldu.

Temmuz 1995’te Birleşmiş Milletler tarafından güvenli bölge ilan edilmiş olan Srebrenica, Bosnalı Sırp güçlerinin kontrolüne geçti.

11 Temmuz 1995 sonrasında binlerce Boşnak erkek ve çocuk sistematik biçimde öldürüldü. Uluslararası mahkemeler tarafından yürütülen yargılamalarda Srebrenica’da yaşananlar soykırım olarak hukuken tespit edildi.

Srebrenica’nın düşmesi, Bosna Savaşı’nın seyrini ve uluslararası toplumun savaşa yaklaşımını önemli ölçüde değiştirdi.

Aliya İzzetbegoviç, savaş sonrasında Srebrenica’nın yaşadığı felaketin Birleşmiş Milletler’in güvenli bölge politikası açısından ağır sonuçlarını defalarca gündeme getirdi. 1996 yılında yaptığı bir açıklamada Srebrenica ve Žepa’nın güvenli bölge ilan edilmesine rağmen korunamamasının trajik sonuçlarına dikkat çekti.

 

DAYTON VE SAVAŞIN SONA ERMESİ

1995 yılının sonlarına doğru Bosna Savaşı’nın sona erdirilmesi için yoğun diplomatik görüşmeler başladı.

Bosna-Hersek adına Aliya İzzetbegoviç, Sırbistan adına Slobodan Milošević ve Hırvatistan adına Franjo Tuđman müzakerelerde yer aldı.

ABD’nin Ohio eyaletindeki Dayton kentinde yürütülen görüşmeler sonucunda Bosna-Hersek için yeni bir siyasi yapı üzerinde anlaşmaya varıldı.

Dayton Barış Anlaşması Kasım 1995’te parafe edildi ve 14 Aralık 1995’te Paris’te resmen imzalandı. Anlaşmada Bosna-Hersek’in devlet olarak devamlılığı korunurken, ülkenin iç siyasi yapısı iki entite ve Brčko Bölgesi temelinde şekillendirildi. Aliya İzzetbegoviç, anlaşmayı Bosna-Hersek adına imzalayan isim oldu.

Dayton savaşı sona erdirdi ancak Bosna-Hersek’in siyasi yapısını son derece karmaşık hâle getirdi.

Aliya için savaşın bitmesi kadar önemli olan meselelerden biri de savaş sırasında evlerini terk etmek zorunda kalan insanların geri dönüşüydü.

1996 yılında yaptığı açıklamalarda mültecilerin ve yerlerinden edilen insanların evlerine dönmesinin Dayton düzeninin temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı. Aynı dönemde savaş suçlarından sorumlu kişilerin yargılanması ve toplumlar arasında uzlaşının sağlanması gerektiğini de savundu.

 

SAVAŞTAN SONRAKİ ALİYA

Savaşın sona ermesinden sonra Aliya İzzetbegoviç’in önündeki görev artık bir savaş yönetmek değil, savaşın yıktığı bir ülkenin yeniden inşa edilmesine katkıda bulunmaktı.

1996 seçimlerinin ardından Bosna-Hersek Devlet Başkanlığı’nın Boşnak üyesi olarak görevini sürdürdü.

Savaş sonrasında ülkenin yeniden yapılanması, mültecilerin dönüşü, devlet kurumlarının oluşturulması, ekonomik hayatın canlandırılması ve farklı topluluklar arasında siyasi iş birliğinin kurulması başlıca meselelerdi.

Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmalarda da savaş sonrasında Bosna-Hersek’in öncelikleri arasında mültecilerin dönüşü, savaş suçlarının yargılanması, siyasi çoğulculuk ve toplumlar arası uzlaşmayı öne çıkardı.

Aliya İzzetbegoviç 2000 yılında Devlet Başkanlığı görevinden ayrıldı.

Hayatının son yıllarında daha çok Bosna-Hersek’in geleceği, siyasi kurumları ve savaş sonrası toplumun yeniden yapılanması üzerine düşünmeye devam etti.

 

BİR DEVLET ADAMI OLARAK ALİYA

Aliya İzzetbegoviç’in siyasi mirası yalnızca savaş yıllarındaki liderliği üzerinden değerlendirilemez.

O, aynı zamanda Bosna-Hersek’in bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmesi gerektiğini savunan siyasi hareketin en önemli temsilcisiydi.

Onun siyasi yaklaşımının temel meselelerinden biri, Bosna-Hersek’in çok uluslu ve çok kültürlü yapısının korunmasıydı.

1995 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Bosna-Hersek’in siyasi ve etnik çoğulculuğa, insan haklarına ve barış içinde birlikte yaşama fikrine dayalı bir toplum olması gerektiğini ifade etti.

Savaşın sona ermesinden sonra da aynı konuya dikkat çekti. 1999 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada, Bosna-Hersek’in iki entitesinin de yalnızca tek bir etnik topluluğun alanı olarak görülmemesi gerektiğini ve üç kurucu halkın birlikte yaşaması gerektiğini savundu.

 

DÜŞÜNÜR ALİYA

Aliya İzzetbegoviç’in siyasi kimliği kadar önemli olan bir başka yönü de düşünür kimliğiydi.

Onun eserlerinde insanın yalnızca ekonomik veya siyasi bir varlık olmadığı, aynı zamanda ahlaki ve manevi sorumluluk taşıdığı fikri öne çıkar.

Doğu ile Batı arasında kesin bir tercih yapmak yerine, iki medeniyet alanının insanlık tecrübesindeki farklı yönlerini ele almaya çalıştı.

Bu nedenle Aliya’nın eserleri yalnızca Bosna-Hersek siyasetiyle sınırlı değildir. İnsan, özgürlük, ahlak, medeniyet, din, modernleşme ve tarih gibi daha geniş meseleler üzerine düşünceler içerir.

Ancak Aliya’nın fikirleri de tartışmasız değildir. Özellikle 1970 tarihli İslami Deklarasyon, Yugoslavya döneminde ve sonrasında farklı biçimlerde yorumlanmıştır. Eleştirmenleri eserdeki bazı ifadeleri siyasi İslam düşüncesiyle ilişkilendirirken, destekçileri metnin Bosna-Hersek için doğrudan bir devlet programı olmadığını ve İslam dünyasının sorunları üzerine genel bir düşünce metni olduğunu savunmuştur. Bu nedenle Aliya’nın siyasi ve entelektüel mirası değerlendirilirken dönemin siyasi şartlarının ve farklı yorumların birlikte ele alınması gerekir.

 

SAVAŞ, BARIŞ VE HAFIZA

Aliya İzzetbegoviç’in hayatının merkezinde üç kavram öne çıkar: özgürlük, devlet ve barış.

Onun siyasi hayatının en büyük sınavı, Bosna-Hersek’in bağımsızlığını kazandığı sırada savaşın başlamasıydı.

Savaş yıllarında uluslararası toplumun müdahalesini talep ederken, savaş sonrasında barışın kalıcı hâle gelmesi için mültecilerin evlerine dönmesi, savaş suçlarının yargılanması ve farklı toplulukların aynı devlet içerisinde yaşayabilmesi gerektiğini savundu.

Bu açıdan Aliya’nın hayatı, Bosna-Hersek’in XX. yüzyılın sonundaki tarihinden ayrı düşünülemez.

Onun siyasi mücadelesi Yugoslavya’nın son dönemindeki baskılarla başladı; çok partili hayata geçişle birlikte siyasi liderliğe dönüştü; Bosna-Hersek’in bağımsızlığıyla devlet başkanlığına uzandı; savaş yıllarında uluslararası diplomasiyle devam etti ve Dayton sonrasında yeni Bosna-Hersek devletinin kurulması sürecine dönüştü.

 

VEFATI

Aliya İzzetbegoviç, 19 Ekim 2003 tarihinde Saraybosna’da hayatını kaybetti.

Cenazesi Saraybosna’daki Kovači Şehitliği’ne defnedildi.

Ölümünün ardından Aliya İzzetbegoviç’in Bosna-Hersek tarihindeki yeri üzerine tartışmalar devam etti. Destekçileri onu bağımsız Bosna-Hersek devletinin kurucu liderlerinden ve savaş yıllarında ülkenin siyasi direnişinin sembol isimlerinden biri olarak görürken, eleştirileri özellikle savaş dönemi politikaları, SDA’nın siyaseti ve İslami Deklarasyon etrafında şekillendi.

Bu farklı değerlendirmelere rağmen Aliya İzzetbegoviç’in hayatı, Bosna-Hersek’in modern tarihinin en önemli dönüm noktalarıyla doğrudan kesişmektedir.

 

ALİYA’DAN BOSNA’YA KALAN

Aliya İzzetbegoviç’in hikâyesi, tek başına bir liderin hikâyesi değildir.

Bir imparatorluğun ardından kurulan devletlerin, Yugoslavya deneyiminin, sosyalist dönemin, milliyetçiliğin yükselişinin, savaşın, kuşatmanın, Srebrenica’nın, uluslararası diplomasinin ve Dayton’un iç içe geçtiği bir tarih içerisinde şekillendi.

O, Bosna-Hersek’in bağımsızlık mücadelesinin en önemli siyasi aktörlerinden biri oldu.

Ancak onun bıraktığı miras yalnızca siyasi kurumlarla sınırlı değildi.

Saraybosna’nın sokaklarında, Kovači’nin mezar taşlarında, savaşta kaybedilen insanların isimlerinde ve Bosna’nın farklı şehirlerinde hâlâ yaşayan hafızada Aliya döneminin izleri bulunur.

Aliya İzzetbegoviç 2003 yılında hayatını kaybetti.

Fakat onun hayatının geçtiği dönem, Bosna-Hersek’in tarihinden silinmedi.

Çünkü Bosna’nın XX. yüzyılın sonundaki hikâyesini anlamak; Yugoslavya’nın dağılmasını, bağımsızlık mücadelesini, savaşı, Srebrenica’yı, Dayton’u ve savaş sonrasında yeniden kurulan Bosna-Hersek’i birlikte anlamayı gerektirir.

Ve bu hikâyenin merkezinde, bütün tartışmaları ve farklı yorumlarıyla birlikte, Aliya İzzetbegoviç’in siyasi ve düşünsel mirası da yer alır.

 

“BOSNA, SADECE BİR TOPRAK PARÇASI DEĞİLDİR; TARİHİN, HAFIZANIN VE BİRLİKTE YAŞAMA İRADESİNİN TAŞIDIĞI BİR ÜLKEDİR.”

Aliya İzzetbegoviç