Bosna Savaşı
Bosna Savaşı, Yugoslavya’nın dağılma sürecinin en kanlı ve en yıkıcı çatışması olarak 1992–1995 yılları arasında Bosna-Hersek topraklarında yaşandı.
Savaşın temelinde, Yugoslavya’nın çözülmesiyle birlikte Bosna-Hersek’in geleceği konusunda ortaya çıkan siyasi anlaşmazlıklar, toprak üzerindeki hâkimiyet mücadelesi ve farklı siyasi projeler bulunuyordu.
Bosna-Hersek, Yugoslavya içerisindeki diğer cumhuriyetlerden farklı bir demografik yapıya sahipti. Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar ülkenin başlıca topluluklarını oluşturuyordu. 1990’daki çok partili seçimlerin ardından bu üç topluluğun siyasi temsilcileri ülkenin geleceği konusunda farklı görüşler ortaya koydu.
1991 yılında Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlık ilanlarının ardından Yugoslavya’nın dağılması hızlandı. Bosna-Hersek de aynı süreç içerisinde kendi geleceğini belirlemek zorunda kaldı.
29 Şubat ve 1 Mart 1992’de bağımsızlık referandumu yapıldı. Referandumu büyük ölçüde boykot eden Bosnalı Sırpların aksine sandığa giden seçmenlerin büyük çoğunluğu bağımsızlıktan yana oy kullandı.
Bosna-Hersek 3 Mart 1992’de bağımsızlığını ilan etti ve 6 Nisan 1992’de Avrupa Topluluğu tarafından tanındı. Ancak bağımsızlık ilanının ardından ülke hızla silahlı çatışmanın içine sürüklendi. Birleşmiş Milletler kaynakları savaşın başlangıcını 6 Nisan 1992 olarak kabul etmektedir.
SAVAŞIN BAŞLAMASI
Bosna-Hersek’in bağımsızlığına karşı çıkan Bosnalı Sırp siyasi ve askeri yapıları, ülkenin önemli bölümünde kendi kontrol alanlarını oluşturmayı hedefledi.
Yugoslav Halk Ordusu’nun Bosna-Hersek’te bulunan birlikleri Mayıs 1992’de resmî olarak geri çekilirken, çok sayıda asker, silah ve askeri kapasite Bosnalı Sırp güçlerinin kontrolüne geçti. Daha sonra bu yapıların önemli bölümü Bosnalı Sırp ordusu olan VRS’nin bünyesinde yer aldı.
Savaşın ilk aylarında Bosna-Hersek’in geniş bölgelerinde saldırılar ve zorla yerinden etmeler yaşandı.
Birleşmiş Milletler'in daha sonraki değerlendirmelerine göre savaşın ilk 60 gününde yaklaşık 1 milyon insan evlerinden edildi ve on binlerce kişi öldürüldü. Bu dönemde özellikle Boşnak nüfusun yaşadığı bölgelerde yaygın saldırılar ve zorla yerinden etme uygulamaları gerçekleşti.
Şehirler kuşatıldı.
Köyler yakıldı.
İnsanlar evlerinden çıkarıldı.
Aileler parçalandı.
Binlerce insan gözaltı ve toplama kamplarına gönderildi.
Bosna-Hersek kısa süre içerisinde yalnızca bir savaş alanı değil, Avrupa'nın II. Dünya Savaşı sonrasındaki en büyük insani krizlerinden birinin yaşandığı coğrafya hâline geldi.
ETNİK TEMİZLİK VE ZORLA YERİNDEN ETME
Savaşın en belirgin özelliklerinden biri, nüfusun etnik kimliğine göre zorla yerinden edilmesiydi.
Özellikle Bosnalı Sırp güçlerinin kontrol ettiği bölgelerde Boşnak ve Hırvat nüfusun evlerinden çıkarılması, gözaltına alınması ve başka bölgelere gönderilmesi yaygın bir uygulama hâline geldi.
Prijedor, Foča, Višegrad, Zvornik, Bijeljina ve diğer bölgelerde sivillere yönelik ağır suçlar işlendi.
Prijedor çevresindeki Omarska, Keraterm ve Trnopolje gibi gözaltı kamplarında siviller tutuldu. Uluslararası mahkemelerde görülen davalarda bu kamplarda cinayet, işkence, kötü muamele ve diğer ağır suçlara ilişkin çok sayıda delil değerlendirildi.
Etnik temizlik kavramı, savaş sırasında belirli bölgelerin belirli etnik gruplardan arındırılması amacıyla gerçekleştirilen zorla yerinden etme ve diğer suçları tanımlamak için uluslararası soruşturma ve yargı süreçlerinde kullanıldı.
Bu süreç yalnızca tek bir bölgeyle sınırlı değildi. Savaş boyunca farklı tarafların kontrol ettiği bölgelerde sivillere karşı savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlendi.
Bu nedenle Bosna Savaşı'nın tarihini anlatmak, yalnızca cephelerde yaşanan askeri çatışmaları değil, sivillerin yaşadığı sistematik şiddeti ve zorunlu göçü de anlatmak anlamına gelir.
SARAYBOSNA KUŞATMASI
Bosna Savaşı'nın sembolü hâline gelen olaylardan biri Saraybosna Kuşatması oldu.
Saraybosna, Bosna-Hersek'in başkenti ve savaşın başlangıcında ülkenin siyasi, kültürel ve demografik merkezlerinden biriydi.
Şehir 1992 yılının Nisan ayında kuşatma altına alındı.
Kuşatma yaklaşık dört yıl sürdü.
Şehir çevresindeki tepelerde konuşlanan Bosnalı Sırp güçleri tarafından gerçekleştirilen topçu ve keskin nişancı saldırıları, Saraybosna'daki sivil hayatı doğrudan etkiledi.
İnsanlar su almak için sıra beklerken, ekmek almak için yürürken veya sokaktan geçerken ateş altında kalabiliyordu.
Elektrik ve su altyapısı büyük zarar gördü.
Hastaneler zor şartlarda çalıştı.
Şehir dış dünyadan büyük ölçüde izole edildi.
Saraybosna'da yaşayan insanlar, savaş boyunca yalnızca cephede değil, gündelik hayatın içerisinde de savaşın hedefi hâline geldi.
Birleşmiş Milletler ve uluslararası yardım kuruluşları, kuşatma altındaki şehre insani yardım ulaştırmaya çalıştı.
1993 yılında Saraybosna Havalimanı'nın altından kazılan tünel ise şehrin dış dünya ile bağlantısını sürdürmesinde önemli bir rol oynadı.
Bugün Saraybosna'daki kuşatma izleri, şehrin birçok noktasında hâlâ görülebilmektedir.
SAVAŞIN İLK YILLARI
1992 ve 1993 yıllarında Bosna-Hersek'in büyük bölümünde çatışmalar devam etti.
Bosna-Hersek hükümetinin ordusu, Bosna-Hersek Cumhuriyeti Ordusu olarak bilinen Armija Republike Bosne i Hercegovine (ARBiH), ülkenin farklı bölgelerinde savaşırken, Bosnalı Sırp güçleri VRS geniş toprakları kontrol altında tuttu.
Savaşın ilerleyen dönemlerinde Bosnalı Hırvat güçleri olan HVO ile Bosna-Hersek hükümetine bağlı ARBiH arasında da çatışmalar başladı.
Böylece Bosna Savaşı tek bir cepheden oluşan bir savaş olmaktan çıktı.
Bosnalı Sırp güçleri ile Bosna-Hersek hükümet güçleri arasındaki savaşın yanında, 1993–1994 döneminde Boşnaklar ile Bosnalı Hırvatlar arasında da ağır çatışmalar yaşandı.
Mostar, Vitez, Ahmići, Stari Vitez ve Orta Bosna'nın çeşitli bölgeleri bu çatışmaların yaşandığı yerler arasında bulunuyordu.
Bu dönemde Hırvat ve Boşnak sivillere yönelik savaş suçları da işlendi.
Uluslararası Ceza Mahkemesi ve daha sonraki yargı süreçlerinde savaşın farklı taraflarına mensup çok sayıda kişi savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan yargılandı.
MOSTAR VE SAVAŞIN İKİNCİ CEPHESİ
Mostar, Bosna Savaşı'nın en önemli şehirlerinden biri hâline geldi.
Şehirde yaşayan Boşnaklar ve Hırvatlar arasındaki çatışmalar 1993 yılında şiddetlendi.
Neretva Nehri'nin iki yakasında farklı güçlerin kontrol alanları oluştu.
Şehrin tarihi simgelerinden biri olan Mostar Köprüsü de savaşın sembollerinden biri hâline geldi.
1993 yılında köprünün yıkılması, Bosna Savaşı'nın yalnızca askeri hedefleri değil, kültürel mirası da nasıl etkilediğini gösteren olaylardan biri oldu.
Mostar'daki çatışmalar, Boşnaklar ve Hırvatlar arasında 1994 yılında imzalanan Washington Anlaşması ile büyük ölçüde sona erdi.
Bu anlaşmanın ardından Bosna-Hersek Federasyonu oluşturuldu ve iki tarafın savaşın geri kalan bölümünde birlikte hareket etmesinin yolu açıldı.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE GÜVENLİ BÖLGELER
Bosna Savaşı boyunca Birleşmiş Milletler, insani yardımın ulaştırılması ve sivillerin korunması amacıyla UNPROFOR barış gücünü bölgede görevlendirdi.
Ancak Birleşmiş Milletler'in müdahale kapasitesi sınırlı kaldı.
1993 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından Srebrenica, Žepa, Goražde, Saraybosna, Tuzla ve Bihać belirli koşullar altında “güvenli bölge” ilan edildi.
Bu kararlar sivillerin korunmasını amaçlıyordu.
Ancak güvenli bölge statüsü, özellikle Srebrenica'da, beklenen korumayı sağlayamadı.
Birleşmiş Milletler daha sonraki raporlarında Srebrenica'nın düşüşü ve sonrasında yaşananlar konusunda kendi politikalarının ve uluslararası toplumun yaklaşımının başarısızlıklarını da kabul etti.
SREBRENICA
1995 yılı Bosna Savaşı'nın en ağır ve en trajik dönemlerinden biri oldu.
Srebrenica, doğu Bosna'da bulunan ve savaşın ilk yıllarında çevre bölgelerden kaçan on binlerce Boşnak sivil için sığınma alanına dönüşen bir yerdi.
16 Nisan 1993'te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Srebrenica'yı “güvenli bölge” ilan etti.
Ancak bölgede yaşayan insanların koşulları giderek ağırlaştı.
Yiyecek, su, ilaç ve barınma imkânları son derece yetersiz hâle geldi.
1995 yılının Temmuz ayında Bosnalı Sırp güçleri Srebrenica'ya yönelik geniş çaplı bir saldırı başlattı.
11 Temmuz 1995'te Srebrenica düştü.
Binlerce sivil Potočari'deki Birleşmiş Milletler üssüne sığındı.
Ancak burada kadınlar, çocuklar ve yaşlılar erkeklerden ayrıldı.
Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar bölgeden zorla çıkarılırken binlerce Boşnak erkek ve çocuk farklı noktalara götürüldü.
Takip eden günlerde 8.000'den fazla Boşnak erkek ve çocuk sistematik biçimde öldürüldü. Cesetlerin önemli bir bölümü toplu mezarlara gömüldü; suçların izlerini gizlemek amacıyla bazı cesetler daha sonra ikincil ve üçüncül toplu mezarlara taşındı.
Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uluslararası Adalet Divanı, Srebrenica'da yaşananları soykırım olarak hukuken tespit etti.
Srebrenica, Bosna Savaşı'nın değil yalnızca, XX. yüzyıl Avrupa tarihinin de en ağır suçlarından biri olarak hafızaya kazındı.
ŽEPA VE GORAŽDE
Srebrenica'nın düşmesinden kısa süre önce doğu Bosna'daki bir diğer güvenli bölge olan Žepa da Bosnalı Sırp güçlerinin kontrolüne geçti.
Goražde ise savaş boyunca kuşatma altında kalan önemli Bosnak bölgelerinden biri oldu.
Bu şehirlerin yaşadığı kuşatma, insani kriz ve askeri baskı, 1995 yılında Bosna-Hersek'teki savaşın artık sürdürülemez bir noktaya geldiğini gösteriyordu.
Srebrenica'nın düşmesi ise uluslararası toplum üzerindeki baskıyı daha da artırdı.
1995: SAVAŞIN DÖNÜM NOKTASI
1995 yılında savaşın dengeleri değişmeye başladı.
Srebrenica ve Žepa'nın düşmesinin ardından Bosna-Hersek'teki askeri durum yeniden şekillendi.
Bosna-Hersek hükümet güçleri ve Hırvat güçleri ortak operasyonlar gerçekleştirmeye başladı.
Aynı dönemde Hırvatistan ordusunun Ağustos 1995'te gerçekleştirdiği Fırtına Operasyonu, Hırvatistan'daki Sırp güçlerinin kontrol ettiği geniş alanların el değiştirmesine yol açtı.
Bosna-Hersek'teki askeri gelişmeler ve Srebrenica'daki katliamın ardından NATO da Bosnalı Sırp mevzilerine yönelik daha geniş kapsamlı hava saldırıları gerçekleştirdi.
Bu gelişmeler, diplomatik çözüm için yeni bir ortam oluşturdu.
MARKALE PAZARI VE NATO MÜDAHALESİ
Saraybosna'daki Markale Pazarı'na yönelik saldırılar savaşın uluslararası boyutunu değiştiren olaylardan biri oldu.
1994 ve 1995 yıllarında pazara yönelik saldırılarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti.
28 Ağustos 1995'te Markale Pazarı'na düzenlenen havan topu saldırısında 43 kişi öldü ve 75 kişi yaralandı.
Saldırının ardından NATO, Bosnalı Sırp güçlerine yönelik geniş çaplı hava operasyonu başlattı.
Operation Deliberate Force olarak bilinen NATO hava harekâtı Ağustos ve Eylül 1995'te gerçekleştirildi.
NATO saldırıları, Bosna-Hersek'teki askeri dengelerin değişmesinde etkili olan unsurlardan biri oldu.
Aynı dönemde sahadaki kara operasyonları ve diplomatik girişimler de yoğunlaştı.
DAYTON'A GİDEN YOL
1995 sonbaharında artık savaşın askeri ve siyasi olarak sürdürülemeyeceği bir noktaya gelinmişti.
Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde Bosna-Hersek, Hırvatistan ve Sırbistan temsilcilerinin katıldığı yoğun diplomatik görüşmeler başladı.
Bosna-Hersek'i Aliya İzzetbegoviç, Hırvatistan'ı Franjo Tuđman, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti'ni ise Slobodan Milošević temsil etti.
Görüşmeler Amerika Birleşik Devletleri'nin Ohio eyaletindeki Wright-Patterson Hava Üssü'nde gerçekleştirildi.
Kasım 1995'te Dayton'da anlaşmaya varıldı.
Anlaşma 14 Aralık 1995'te Paris'te resmen imzalandı.
Bosna-Hersek devlet olarak varlığını korudu.
Ancak ülkenin siyasi ve idari yapısı iki entite ve özel statülü Brčko Bölgesi üzerine kuruldu.
Bu yapı, savaşın tarafları arasında güç paylaşımını ve ülkenin yeniden yönetilmesini amaçlayan karmaşık bir anayasal sistem oluşturdu.
SAVAŞIN SONU
Dayton Anlaşması'nın yürürlüğe girmesiyle Bosna Savaşı sona erdi.
Yaklaşık üç buçuk yıl süren savaş boyunca 100 binden fazla insan hayatını kaybetti ve 2 milyondan fazla insan evlerinden oldu.
Şehirler yıkıldı.
Köyler boşaldı.
Aileler parçalandı.
Binlerce insan kayboldu.
Yüz binlerce insan ülke içinde veya ülke dışında yeni bir hayat kurmak zorunda kaldı.
Savaşın sona ermesi, Bosna-Hersek'teki acıların da sona erdiği anlamına gelmedi.
Savaş suçlarıyla ilgili davalar yıllarca devam etti.
Toplu mezarlardan insan kalıntılarının çıkarılması, kimlik tespitlerinin yapılması ve kayıpların ailelerine teslim edilmesi süreci bugün dahi devam eden bir hafıza çalışmasına dönüştü.
SAVAŞIN ARDINDAN BOSNA
Bosna Savaşı, yalnızca siyasi sınırları değil, toplumun demografik yapısını da değiştirdi.
Savaş sırasında yerlerinden edilen insanların önemli bir bölümü uzun yıllar boyunca evlerine dönemedi.
Bazı şehirlerde savaş öncesi çok kültürlü yapı büyük ölçüde değişti.
Savaş suçlarının yargılanması için Birleşmiş Milletler tarafından Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi kuruldu.
Mahkeme yıllar boyunca Bosna Savaşı sırasında işlenen savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve Srebrenica Soykırımı konusunda çok sayıda dava yürüttü.
Ratko Mladić, Radovan Karadžić ve diğer üst düzey siyasi ve askeri isimler hakkında verilen mahkûmiyet kararları, savaşın hukuki mirasının önemli bir bölümünü oluşturdu.
Srebrenica'da ise kayıp insanların bulunması, kimliklerinin tespit edilmesi ve Potočari Anıt Mezarlığı'na defnedilmesi hafızanın önemli bir parçası hâline geldi.
BOSNA SAVAŞININ HAFIZASI
Bosna Savaşı 1995 yılında sona erdi.
Fakat savaşın bıraktığı izler Bosna-Hersek'te yaşamaya devam etti.
Saraybosna'daki savaş izleri, Mostar'ın yeniden inşa edilen köprüsü, Prijedor'daki toplu mezarlar, Višegrad'daki hafıza mekânları ve Srebrenica'daki Potočari Anıt Mezarlığı, bu savaşın farklı yüzlerini bugün de hatırlatmaktadır.
Srebrenica'da öldürülen insanların isimleri her yıl 11 Temmuz'da yeniden okunur.
Yeni kimlik tespitleri yapıldıkça, aileler yıllardır bekledikleri yakınlarını toprağa vermektedir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Mayıs 2024'te 11 Temmuz'u Srebrenica Soykırımı'nı Anma ve Düşünme Uluslararası Günü olarak ilan etti.
BOSNA SAVAŞI VE MARŠ MIRA
Bosna Savaşı'nı anlamak, Marš Mira'nın anlamını da anlamaktır.
1995 yılında Srebrenica'nın düşmesinin ardından binlerce Boşnak erkek ve çocuk, ölüm tehdidi altında ormanlık alanlardan Tuzla yönüne ulaşmaya çalıştı.
Bu kaçış yolu, bugün “Marš Mira” olarak anılan Barış Yürüyüşü'nün tarihsel temelini oluşturur.
Her yıl insanlar Nezuk'tan Potočari'ye doğru yürür.
Bu yürüyüş yalnızca bir spor etkinliği değildir.
Bir anma yürüyüşüdür.
Bir hafıza yolculuğudur.
Bir zamanlar insanların hayatta kalabilmek için yürüdüğü patikalarda, bugün insanlar kaybedilenleri anmak için yürür.
Yolun sonunda Potočari vardır.
Orada binlerce insanın adı vardır.
Orada yarım kalmış hayatlar vardır.
Ve orada savaşın üzerinden yıllar geçse de hâlâ cevap bekleyen aileler vardır.
BOSNA SAVAŞININ ANLAMI
Bosna Savaşı, XX. yüzyıl Avrupa tarihinin en ağır çatışmalarından biri olarak tarihe geçti.
Bu savaş yalnızca orduların karşı karşıya geldiği bir mücadele değildi.
Şehirlerin kuşatıldığı, sivillerin öldürüldüğü, insanların kimlikleri nedeniyle evlerinden çıkarıldığı, toplama kamplarının kurulduğu, kadınların sistematik cinsel şiddete maruz kaldığı, kültürel mirasın yok edildiği ve milyonlarca insanın yerinden edildiği bir dönemdi.
Savaş 1995'te sona erdi.
Fakat Bosna'nın hafızasında savaş bitmedi.
Çünkü kayıpların isimleri hâlâ aranıyor.
Toplu mezarlar hâlâ açılıyor.
Aileler hâlâ yakınlarının kemiklerini bekliyor.
Potočari'de her 11 Temmuz'da yeni cenazeler toprağa veriliyor.
Bu nedenle Bosna Savaşı'nı anlatmak, yalnızca 1992 ile 1995 arasındaki üç yılı anlatmak değildir.
Aynı zamanda savaşın öncesini, savaş sırasında yaşananları ve savaşın ardından geride kalan insanların hikâyesini anlatmaktır.
Bosna'nın yollarında bugün atılan her adım, bu tarihin izlerini taşır.
Ve Marš Mira, o hafızanın yaşayan yollarından biridir.